UHUK 2026’nın Ardından: Yeni Bir Bakış

0

UHUK 2026’nın Ardından

Kanatların Gölgesinde İnsanı, Hukuku ve Geleceğin Güvenliğini Birlikte Düşünmek

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ev sahipliğinde 17-19 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Ulusal Havacılık ve Uzay Konferansı (UHUK 2026), havacılık ve uzay ekosisteminin tüm paydaşlarını son derece üretken ve vizyoner bir zemin üzerinde buluşturdu. Yıllardır aerodinamik, itki sistemleri, yapısal analizler, uçuş dinamiği ve malzeme mühendisliği gibi katı teknik disiplinlerin güçlü bir ağırlığa sahip olduğu bu köklü kongre, bu yıl dikkat çeken ve camia adına umut veren çok kıymetli bir paradigma değişimine ev sahipliği yaptı.

UHUK 2026, klasik mühendislik sınırlarını aşarak sosyal bilimleri, yönetim bilimlerini, hukuku ve en önemlisi insan faktörünü doğrudan programına entegre etti. Bir hava aracını tasarlamak, motor dinamiklerini optimize etmek, kompozit malzemeleri iyileştirmek ya da otonom algoritmaları kusursuzlaştırmak kuşkusuz hayati bir öneme sahip. Ancak o sistemlerin merkezindeki insanı, kurumsal kültürü, yönetsel zafiyetleri ve yasal güvenceleri göz ardı eden bir havacılık tasavvurunun eksik kalacağı aşikârdır. Teknik oturumların arasına bilinçli bir vizyonla yerleşen hava ulaştırma işletmeciliği, uzay yönetişimi, diplomasisi ve havacılık hukuku gibi başlıklar; UHUK’u salt bir mühendislik buluşması olmaktan çıkarıp sahayı tüm boyutlarıyla kucaklayan, birbirini besleyen bütüncül bir ekosistem platformuna dönüştürdü.

Bu büyük organizasyonel başarının arkasındaki kurumsal nezaketi ve samimi emeği özellikle anmak gerekiyor. Kongre hazırlık sürecinin en başından itibaren her türlü soruyu, bürokratik engeli ve talebi büyük bir tevazuyla karşılayan; tüm e-postalara bizzat, içten bir nezaket ve olağanüstü bir ivedilikle dönüş yapan Prof. Dr. Kürşad Melih Güleren Hoca’mızın yaklaşımı, akademik dünyada özlemini duyduğumuz yapıcı, kapsayıcı ve çözüm odaklı kültürün en somut örneği oldu. Kendisinin ve ekibinin sahadaki varlığı, kongrenin yüksek akademik standardının yanı sıra sıcak atmosferini de perçinledi.

Oturum başkanlığımızı yürüten Doç. Dr. Kazım Sedat Sirmen ve Do. Dr. Sezercan Bektaş’ın sunduğu “Havacılıkta Ticari Uyuşmazlıkların Tahkim Yolu ile Çözümünde Tahkim Merkezlerinin Rolü” başlıklı çalışma, tam da sektörün ihtiyaç duyduğu kritik bir yapısal eksikliğe parmak bastı.

Küresel havacılık sektörü; uçak alım-satımlarından leasing (finansal kiralama) sözleşmelerine, motor bakım-onarım anlaşmalarından havayolu ittifaklarına kadar saniyelerin ve milyonlarca doların yarıştığı, son derece dinamik bir pazar. Geleneksel yargı süreçlerinin getirdiği hantallık, gizlilik endişeleri ve genel mahkemelerdeki sektörel ihtisaslaşma eksikliği, uluslararası arenada tahkimi vazgeçilmez bir uyuşmazlık çözüm mekanizması haline getirmiş durumda. Ne var ki ülkemizde havacılık alanında uzmanlaşmış tahkim pratikleri, bu alana odaklanan kurumsal tahkim bilinci ve sektörel uyuşmazlıkları hızla sonlandıracak mekanizmalar henüz istenen olgunluk seviyesinde değil. Doç. Dr. Kazım Sedat Sirmen ve Sezercan Bektaş’ın sahadaki bu yapısal açığa işaret eden ve çözüm yollarını tartışmaya açan bildirileri; Türkiye’nin küresel ve bölgesel bir havacılık merkezi olma vizyonunun sadece filo büyüklüğü veya modern havalimanlarıyla değil, sağlam, hızlı ve uzmanlaşmış bir hukuki/tahkim altyapısıyla desteklenmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı.

Bizim Arş. Gör. Safiye Tarhan ile birlikte sunduğumuz “Geleceğin Havacılık Yöneticilerinde Siber Güvenlik Kültürü Algısı: Nitel Bir Yaklaşım” başlıklı araştırmamız ise meselenin hızla derinleşen insan ve güvenlik boyutuna odaklandı. Günümüzde siber güvenlik, salt bir “bilgi işlem” veya teknik donanım meselesi olmaktan tamamen çıkmış; varoluşsal bir operasyonel risk haline gelmiştir. Nesnelerin interneti (IoT), yapay zekâ destekli karar destek sistemleri, otonom operasyonlar ve tamamen bulut tabanlı çalışan uçuş bilgi ağları sektörü inanılmaz bir hızla dönüştürüyor. Ancak bu kontrolsüz teknolojik ivme, beraberinde öngörülmesi güç güvenlik zafiyetlerini de getiriyor. Gelişen teknolojiler karşısında gardımızı her an dinamik tutamazsak, havacılık sektörü olarak siber tehditler karşısında savunmasız kalma ve geride kalma riskimiz her geçen gün artıyor. Zira saldırganlar yapay zekâyı kullanarak zafiyetleri tespit etmede her zamankinden daha hızlı hareket ederken, savunma tarafının bürokratik hantallıkla ya da reaktif çözümlerle vakit kaybetme lüksü bulunmuyor. Korunmak, veriyi ve operasyonu güvenceye almak için çok daha çevik ve proaktif adımlar atmak zorundayız.

İşte tam bu noktada araştırmamızın temelini oluşturan gerçek karşımıza çıkıyor: Dünyanın en gelişmiş güvenlik duvarlarını, en karmaşık şifreleme algoritmalarını kursanız dahi, sistemin en zayıf halkası da en güçlü kalkanı da insandır. Geleceğin operasyonel süreçlerine, kriz yönetimine ve stratejik kararlarına yön verecek olan geleceğin havacılık yöneticilerinde proaktif bir siber güvenlik refleksi ve derinlikli bir güvenlik kültürü inşa edemezsek; tek bir oltalama e-postası, ihmal edilen bir şifre protokolü veya yetersiz bir kriz iletişimi tüm uçuş operasyonlarını, tedarik zincirini ve yolcu emniyetini dakikalar içinde kaosa sürükleyebilir. Araştırmamız, yöneticilerin bu tehdidi salt teknik bir sorun olarak değil, kurumsal kültürün, farkındalığın ve stratejik liderliğin ayrılmaz bir parçası olarak görmeleri gerektiğini nitel bulgularla ortaya koydu.

UHUK 2026; havacılığın geleceğinin yalnızca rüzgâr tünellerinde, kompozit laboratuvarlarında ya da aerodinamik simülasyonlarda değil; aynı zamanda insan zihninde, hukuki güvencede, yönetsel kabiliyette ve dijital güvenlik kültüründe şekillendiğini ispatladı. Bu vizyoner bütünlüğü kongreye kazandıran organizasyon heyetini, nezaketiyle süreci kolaylaştıran değerli hocalarımızı ve fikirleriyle sektöre ışık tutan tüm araştırmacıları gönülden kutluyorum.