spot_imgspot_img
15.1 C
İstanbul
Perşembe, 7 Mayıs 2026

Sivil Havacılık Hürmüz Darboğazında: Gökyüzünde Jeopolitik Fay Hatları

spot_imgspot_img

Seçtiklerimiz

Sivil Havacılık Hürmüz Darboğazında: Gökyüzünde Jeopolitik Fay Hatları

Soru 1: Dr. Erden, son günlerde havacılık dünyası ICAO’nun “kırmızı alarm” olarak nitelendirilen çıkışını konuşuyor. Sektörü hiç bilmeyen biri için sormak gerekirse; ICAO neden böyle bir karar aldı ve durum gerçekten ne kadar ciddi?

Dr. Öğr. Üyesi Cemile Erden: Durumun ciddiyetini anlamak için önce aktörleri tanımak gerekir. ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), havacılığın Birleşmiş Milletler’idir. Normalde teknik standartlar belirleyen bu kurumun, bir devleti doğrudan kınaması çok nadir görülen bir olaydır.

ICAO Konseyi’nin 31 Mart 2026 tarihinde kabul ettiği ve Nisan başında resmiyet kazanan kararı, sivil havacılık tarihi için gerçek bir “kırmızı alarm”dır. Bu karar, İran’ın Şubat sonundan itibaren insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle yürüttüğü askeri faaliyetlerin, sivil uçuş koridorlarını doğrudan birer “çatışma sahasına” çevirdiğini resmen tescil etmiştir. Bu kararın temelini şu iki kritik metin oluşturuyor:

· 1944 Chicago Konvansiyonu Madde 1: “Her devlet, kendi ülkesi üzerindeki hava sahasında tam ve münhasır egemenliğe sahiptir.” ICAO bu maddeye atıf yaparak, sivil hava sahasının askeri amaçlarla ihlal edilmesinin sivil can güvenliğini hiçe saymak olduğunu vurguluyor.

· BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 (2026) Sayılı Kararı: Mart ayında kabul edilen bu karar, özellikle sivil altyapılara (havalimanları, enerji tesisleri) yönelik saldırıları şu sert ifadelerle tanımlar:
“Sivil nesnelerin ve altyapıların kasıtlı olarak hedef alınması, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik ciddi bir tehdittir.”

Özetle; sivil uçakların geçtiği yollarda, önceden haber verilmeden (NOTAM yayımlanmadan) füzelerin uçuşması, havacılığın en temel prensibi olan “emniyetli geçiş” ilkesini yerle bir etmiştir.

Burada bir çelişki yok mu? Madde 1 “her devlet kendi hava sahasında tam egemenliğe sahiptir” diyorsa, bir devletin kendi sahasında askeri faaliyet yürütmesi neden bir ihlal sayılsın?

Dr. Öğr. Üyesi Cemile Erden: Çok yerinde bir soru. İşte havacılık hukukunun en hassas dengesi tam burada kuruluyor. ICAO’nun atıf yaptığı mantık şu: Evet, egemenlik sizdedir ancak bu egemenlik size sivil uçakları tehlikeye atma hakkı vermez. Aksine, Chicago Konvansiyonu’nun 1. Maddesi ile 28. Maddesi birlikte okunur.

· Sorumluluk İlkesi: Devletler, egemen oldukları hava sahasında sivil havacılığın güvenliğini (Safety) ve emniyetini sağlamakla yükümlüdür. ICAO’nun buradaki argümanı şudur: “Hava sahası sizin olabilir ama o sahayı sivil trafiğe açık tutuyorsanız, orayı öngörülebilir ve güvenli kılmak zorundasınız.”

· “Haber Vermeme” İhlali: Eğer bir devlet, sivil koridorların geçtiği bir sahada füze testi ya da İHA operasyonu yapacaksa, bunu önceden NOTAM (Havacılara Duyuru) ile bildirmek ve o sahayı sivil trafiğe kapatmak zorundadır. İran’ın kınanma sebebi, egemenliğini kullanması değil; sivil trafiği kapatmadan veya yeterli uyarıyı yapmadan bu faaliyetleri yürüterek sivil uçakları “canlı kalkan” veya “yanlış hedef” riskine atmasıdır.

Resmi Metinlere Atıfla Detaylandırırsak:

· 1944 Chicago Konvansiyonu Madde 3: Bu madde, sivil uçaklara karşı silah kullanılmamasını ve uçağın içindeki kişilerin hayatının tehlikeye atılmamasını emreder. ICAO Konseyi, İran’ın faaliyetlerini bu maddenin ruhuna aykırı buluyor. Çünkü haber verilmeyen her füze, sivil bir uçak için potansiyel bir saldırı tehdididir.

· BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 (2026) Sayılı Kararı: Bu karar, sivil havacılığı “küresel bir kamu hizmeti” olarak tanımlar. Kararın 4. fıkrasında aynen şu ifade yer alır:
“Egemenlik haklarının kullanımı, sivil halkın ve uluslararası ulaşım güvenliğinin tehlikeye atılmasına gerekçe gösterilemez. Devletler, hava sahalarındaki sivil uçuş emniyetinden bizzat sorumludur.”

Özetle; ICAO diyor ki: “Egemenlik size yetki verir ama bu yetki, sivil havacılığı koruma taahhüdünüzün (Convention obligations) önüne geçemez.” Hürmüz’deki durum, bu hukuki taahhüdün askeri ajandalar uğruna askıya alınmasıdır.

Soru: Peki Dr. Erden, bu hukuki ve ekonomik tıkanıklık bizi nereye götürüyor? Gelecek projeksiyonlarınızda sivil havacılığı ne bekliyor?

Dr. Öğr. Üyesi Cemile Erden: 2026 yılı sonrası için üç temel stratejik dönüşüm öngörüyorum:

  1. Hava Sahası Bloklaşması: EUROCONTROL’ün 2026-2035 Uzun Vadeli Tahminleri, gökyüzünün “güvenli” ve “yüksek riskli” olarak ikiye bölüneceğini gösteriyor. Batılı taşıyıcılar daha uzun ve pahalı rotalara itilirken, bu riskli sahaları kullanan bölgesel havayolları büyük bir maliyet avantajı kazanacak. Bu da küresel rekabetin adaletini kökten sarsacaktır.
  2. SAF ve Enerji Bağımsızlığı: Hürmüz krizi bize şunu öğretti: Yakıtınız dışarıya bağımlıysa, gökyüzündeki egemenliğiniz de kısıtlıdır. DLA Piper’ın “Future of Global Aviation 2026” raporunda havayolu liderlerinin %91’inin Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı’nı (SAF) bir “milli güvenlik stratejisi” olarak görmesi tesadüf değildir. Enerjide bağımsızlaşamayan havayolları, jeopolitik krizlerin ilk kurbanı olacaktır.
  3. Dijital Entegrasyon (GADSS): ICAO’nun üzerinde çalıştığı yeni nesil kriz yönetim modelleriyle, uçaklar kriz bölgelerinde askeri radarlarla anlık “dost-düşman” (IFF) tanıma protokollerine dahil olmak zorunda kalabilir. Bu, emniyet adına sivil gizliliğin bir miktar feda edildiği yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Sonuç olarak; sivil havacılık artık masumiyetini yitirmiş, küresel jeopolitiğin en sert çarpışma alanı haline gelmiştir. Çözüm, devletlerin gökyüzünü bir savaş alanı olarak görmekten vazgeçmesi ve ICAO’nun Chicago Konvansiyonu’nun 54(j) maddesi uyarınca sadece tavsiye veren değil, yaptırım uygulayan bir üst otoriteye evrilmesidir.

İlgili Makaleler

- AJet -spot_imgspot_img

Son Dakika