Hürmüz’ün Öğrettiği Yeni Savaş Taktiği

0

Hürmüz’ün Öğrettiği Yeni Savaş Taktiği

Tarih tekerrürden ibaret derler ama modern savaşlar bu tekerrürü bile baş döndürücü bir hızla dönüştürüyor. Çok değil, yakın geçmişte Hürmüz Boğazı’nda yaşanan en ufak bir tansiyon artışının dünya genelinde petrol fiyatlarını, ardından navlunları, en nihayetinde de mutfaktaki ekmeğin maliyetini nasıl bir gecede vurduğunu hep birlikte izledik. Küresel tedarik zincirlerinin ne denli kırılgan olduğunu, tek bir darboğazın tıkanmasının tüm dünyayı nasıl bir kaskad etkisine soktuğunu bizzat tecrübe ettik.

Bugün ise aynı kriz mantığının denizlerden karaya, petrol tankerlerinden rafinerilere ve doğrudan havalimanı apronlarına taşındığı yepyeni bir cepheye tanıklık ediyoruz.

Apronda Kota Dönemi

Geçtiğimiz günlerde uluslararası basına yansıyan veriler meselenin vahametini gözler önüne serdi: Rusya’da aralarında St. Petersburg Pulkovo, Kaliningrad ve Yekaterinburg gibi dev merkezlerin de bulunduğu 26 büyük havalimanında jet yakıtı kısıtlamasına gidildi. İşin rengi öyle bir değişti ki, yabancı havayolu şirketlerine yayımlanan NOTAM’larla yalnızca uçuş planındaki tek bacağa yetecek kadar yakıt verileceği duyuruldu; fazlası yok. Rezerv yakıt alıp gitmek, risk yönetimi yapmak artık hak getire.

Peki, ne oldu da dünyanın en büyük petrol üreticilerinden birinde uçaklar apronda yakıt kotasına takıldı?

Hedef Cephanelik Değil, Rafinaj Kapasitesi

Cevap basit: Ukrayna, cephe hattındaki siper savaşının çıkmazını aşmak için kinetik gücünü doğrudan Rus rafinerilerine yöneltti. Ham petrolü çıkarmak yetmiyor; onu işleyip kanatlara basacak rafinaj kapasitesi İHA darbeleriyle felç olunca kriz kapıya dayandı. Ukrayna burada klasik anlamda bir mühimmat deposunu ya da radar üssünü hedef almıyor; doğrudan hasmının ekonomik ve ticari kan dolaşımını kesiyor. Tıpkı Hürmüz’ün deniz ticaretini kilitlemesi gibi, Ukrayna da iç hat lojistiğini ve sivil seyrüseferi kilitleyen yapay bir darboğaz inşa ediyor. Taşıma suyla değirmen dönmez; ihracat yasakları da ara formüller de bu yapısal tıkanıklığı gizleyemiyor.

Ekonomik ve ticari hasarın kendisi artık dolaylı bir sonuç değil, bizzat silahın ta kendisi haline geldi.

Uçuş Güvenliği ve Rehin Kalan Sivil Trafik

Havacılık camiası olarak bizler güvenliği, yedekliliği ve operasyonel sürekliliği kutsal sayarız. Bir uçağın güvenle kalkıp inmesi sadece kokpitteki ekibin değil, arkasındaki devasa yakıt ikmal zincirinin, kerosin saflığının ve havalimanı altyapısının kusursuz işlemesine bağlıdır. Yakıtı bu denli sınırlandırdığınızda, havayollarını rota değiştirmeye, ilave teknik inişler yapmaya veya uçuş iptallerine zorladığınızda yalnızca bir devleti değil; doğrudan sivil yolcuyu, uluslararası ticareti ve küresel havacılık güvenliğini hedef tahtasına oturtmuş olursunuz.

Cenevre’nin Rafineri Sınavı

Peki, uluslararası hukuk bu tablonun neresinde duruyor?

Açık konuşalım; sınıfta kalmış durumda. Mevcut uluslararası insancıl hukuk ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile 1977 Ek Protokolleri, İkinci Dünya Savaşı’nın konvansiyonel parametreleriyle yazıldı. Hukuk metinleri rafinerileri, enerji hatlarını ve köprüleri “çift kullanımlı”, yani hem orduya hem sivile hizmet eden yapılar olarak kodluyor. Rafineri orduya yakıt sağlıyorsa, saldıran taraf için meşru askeri hedef yaftasını yapıştırmak işten bile değil.

Fakat 20. yüzyılın o eski kuralları, ekonomik sistemlerin böylesine iç içe geçtiği, tek bir şalterin inmesiyle tüm sivil yaşamın durma noktasına geldiği karmaşık bir dünyayı öngörmemişti. Mevcut savaş hukuku, bir saldırının sadece temas anındaki doğrudan sivil kaybına bakıyor. Oysa bugün bir rafineriyi vurduğunuzda patlayan tankların çevresinde sivil ölmeyebilir; ancak ertesi gün sivil hastanelerin jeneratörleri duruyor, organ nakli taşıyan kargo uçakları havalanamıyor, binlerce sivil yolcu mahsur kalıyor ve tüm bir bölgenin ticari dolaşımı felç oluyor.

Bu noktada durup dürüstçe sormamız gerekiyor: Bir ülkenin sivil hayatını dolaylı yoldan işlemez hale getiren, kitleleri felç edici bu sistemik ekonomik saldırılar meşru müdafaa kılıfına ne kadar sığabilir?

Eski Köye Yeni Âdet: Kanunu Kim Güncelleyecek?

Elbette burada tek taraflı bir parmak sallamadan söz etmiyoruz; Rusya’nın da aylardır Ukrayna’nın elektrik şebekelerini, hidroelektrik santrallerini benzer gerekçelerle yerle bir ettiğini hepimiz biliyoruz. Sorun şu veya bu devletin eylemini aşmış, uluslararası hukukun meşru hedef ve savaş suçu tanımlarının çağın fersah fersah gerisinde kalması krizine dönüşmüştür.

Eski köye yeni âdet gelmiştir; savaş artık sadece namlunun ucunda değil, tedarik zincirlerinin boğum yerlerinde cereyan ediyor. Bir devleti dize getirmek için ordusunu yok etmek yerine ekonomik damarlarını kesip sivil yaşamı çökertmek yeni normal haline geliyorsa, savaş hukuku da kafasını kuma gömmekten vazgeçmelidir.

Uluslararası toplum, çift kullanımlı altyapı zırhının arkasına sığınılarak sivil hayatı zincirleme reaksiyonla felç eden eylemleri mercek altına alacak yeni maddeleri, yeni orantılılık kriterlerini acilen Cenevre normlarına eklemek zorundadır. Aksi takdirde yarın sadece uçaklar değil, küresel hukukun kendisi de yakıtsız kalarak yere çakılacaktır.