spot_imgspot_img
7.3 C
İstanbul
Pazar, 25 Ocak 2026

Havacılıkta Yeşil Gelecek: Sürdürülebilirlik ve Akıllı Süreçler

spot_imgspot_img

Seçtiklerimiz

Havacılıkta Yeşil Gelecek: Sürdürülebilirlik ve Akıllı Süreçler

AirNewsTimes’ın Değerli Okurları,

Havacılık sektörü; yüksek teknoloji, karmaşık lojistik ağlar ve insan odaklı operasyonların eş zamanlı olarak yönetildiği, çok boyutlu ve dinamik bir ekosistemdir. Motorların sesiyle başlayan bu yapı; küresel ölçekte yürütülen taşımacılık faaliyetleri, kavuşmaların yarattığı sosyo-ekonomik etki ve sürekli gelişen teknolojik altyapı ile birlikte ele alındığında, yalnızca bir ulaşım sistemi olmanın çok ötesine geçmektedir.

Kariyerini proje yönetimi, havacılık yönetimi ve lojistik alanlarına adamış bir uzman olarak; bu büyük mekanizmanın görünen yapısının ötesinde, teknolojik dönüşümünü ve operasyonel süreçlerin etkinliğini inceleyen bir yaklaşımı benimsiyorum. Bu köşede, havacılık sektöründe yürütülen güncel uygulamaları, dönüşüm süreçlerini ve bu süreçlerin sahadaki yansımalarını; analitik bir bakış açısıyla ve uygulama temelli örnekler üzerinden değerlendirmeyi amaçlıyorum.

İlk yazımda; son yıllarda stratejik belgelerin, kurumsal raporların ve sektör analizlerinin merkezinde yer alan “sürdürülebilirlik” kavramını, daha çok günlük operasyonlar ve kullanıcı deneyimi ekseninde ele almak istiyorum. Çoğu zaman sürdürülebilirlik; alternatif yakıt teknolojileri, motor verimliliği veya karbon emisyonu hesaplamaları ile özdeşleştirilmektedir. Kuşkusuz bu başlıklar, havacılığın çevresel etkilerinin azaltılması açısından vazgeçilmezdir. Ancak sürdürülebilirliği yalnızca bu teknik parametrelerle sınırlamak, sahada sessizce ilerleyen dönüşümün önemli bir bölümünü görünmez kılmaktadır.

Bu noktada dikkat çekilmesi gereken temel alanlardan biri, havacılıkta hızla gelişen dijitalleşme ve kağıtsız operasyonel süreçlerdir.

Yakın geçmişte; basılı biletler, karbon kağıtlı bagaj etiketleri ve fiziksel evraklarla yürütülen işlemler, havalimanı operasyonlarının ayrılmaz bir parçasıydı. Günümüzde ise sektör, “paperless travel” yaklaşımı doğrultusunda hem çevresel sürdürülebilirliği destekleyen hem de operasyonel verimliliği artıran bir dönüşümü büyük ölçüde tamamlamış durumdadır. Bu dönüşüm; yalnızca doğal kaynakların korunmasına yönelik bir çevre politikası değil, aynı zamanda süreç yönetimi, zaman tasarrufu ve hata oranlarının azaltılması açısından stratejik bir kazanım niteliği taşımaktadır.

Saha gözlemleri, bu dönüşümün teknik başarısının ötesinde, kullanıcı davranışları açısından da önemli veriler sunmaktadır. Kısa süre önce bir havalimanında yolcu akışını ve işlem süreçlerini incelerken dijital dönüşümün sosyolojik boyutunu yansıtan dikkat çekici bir tabloyla karşılaştım.

İleri yaş grubundaki yolcuların, dijital sistemlere mesafeli duracağı yönündeki yaygın varsayımın aksine; kiosk cihazları ve QR kod tabanlı uygulamalar aracılığıyla işlemlerini son derece hızlı ve sorunsuz biçimde tamamladıkları gözlemlenmektedir. Kullanıcı arayüzlerinin sadeleştirilmesi ve süreçlerin sezgisel hâle getirilmesi, bu grubun dijital uygulamalara uyumunu önemli ölçüde kolaylaştırmıştır.

Buna karşılık, teknolojinin içine doğmuş genç yolcuların bir kısmında; mobil cihazlara bağımlı işlemlerde yaşanabilecek olası teknik aksaklıklara karşı bir “yedekleme ihtiyacı” ortaya çıkmaktadır. Dijital biniş kartlarına ek olarak kağıt çıktı alma eğilimi, teknik bir yetersizlikten ziyade algılanan risk ve kullanıcı güveni ile doğrudan ilişkilidir. Bu durum, dijital dönüşüm projelerinde yalnızca teknik altyapının değil, kullanıcı psikolojisinin ve davranışsal adaptasyonun da yönetilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir.

Bu durum proje yönetimi perspektifinden değerlendirildiğinde; QR kod tabanlı sistemler ve kağıtsız operasyonlar, kağıt tüketiminin azaltılmasının çok ötesinde bir etki alanına sahiptir. Bu sistemler; yolcu akışını hızlandırmakta, check-in ve boarding süreçlerindeki yoğunluğu azaltmakta, veri doğruluğunu artırmakta ve lojistik planlamanın daha öngörülebilir hâle gelmesini sağlamaktadır. Zaman içerisinde kullanıcı güveninin pekişmesiyle birlikte, bu dönüşümün sürdürülebilirlik etkisi daha da güçlenecektir.

Genel çerçevede değerlendirildiğinde; havayolu işletmeleri ve yer hizmetleri kuruluşları, operasyonel karmaşıklığı azaltan dijital çözümler aracılığıyla hem çevresel sorumluluklarını yerine getirmekte hem de yolcu deneyimini niteliksel olarak iyileştirmektedir. Sektör, “yeşil gelecek” vizyonunu yalnızca uçuş esnasındaki teknolojilerle değil, yerde yürütülen operasyonel süreçlerle de somutlaştırmaktadır.

Bu köşede, ilerleyen yazılarımda; havacılık sektörüne değer katan bu tür dönüşüm uygulamalarını, iyi örnekleri ve bu başarıların arkasındaki proje yönetimi yaklaşımlarını analitik bir çerçevede ele almaya devam edeceğim.

Tüm okurlara; teknolojinin desteklediği, çevresel sorumluluğu gözeten ve kesintisiz bir seyahat deneyimi dilerim.

İlgili Makaleler

- PGS -spot_imgspot_img

Son Dakika