Havacılığın İlginç Matematiği: Rakibin Bazen Ortağındır

Seçtiklerimiz

Bir Havayolu Neden Rakibinin Yolcusunu Taşır?

Bir Bilet, Üç Havayolu: Perde Arkasında Ne Oluyor? Rakibinin Yolcusunu Taşımak: Havacılığın Görünmeyen Oyunu

Havacılık sektöründe rekabet denildiğinde aklımıza ilk olarak havayolları arasındaki büyük yarış geliyor.

Yeni uçak siparişleri, yeni destinasyonlar, daha fazla frekans, daha uygun bilet fiyatları, daha iyi ikramlar, daha konforlu koltuklar ve elbette daha fazla yolcu…

Her havayolu kendi yolcusunu kendi uçağında taşımak ister diye düşünüyoruz.

Peki gerçekten öyle mi?

Bazen bir havayolunun internet sitesinden bilet satın alıyorsunuz. Biletinizin üzerinde o havayolunun uçuş kodu bulunuyor. Havalimanına gidiyorsunuz ve kapıda sizi başka bir havayolunun uçağı bekliyor.

Hatta yolculuğun devamında üçüncü bir havayoluyla uçabiliyorsunuz.

Bavulunuzu ise ilk havalimanında teslim ediyor, binlerce kilometre sonra son varış noktanızda alıyorsunuz.

İşte havacılığın yolcunun pek görmediği ilginç dünyalarından biri burada başlıyor.

Rakipler gerçekten ne kadar rakip?

Bir havayolunun dünyanın her noktasına kendi uçaklarıyla uçması mümkün değil.

Bunun için binlerce uçak, çok büyük ekipler, sayısız slot, trafik hakkı ve devasa bir operasyon ağı gerekir.

Ekonomik olarak da bunun bir anlamı yok.

Havayolları tam da bu nedenle birbirlerinin uçuş ağlarından yararlanıyor.

Bunun en bilinen yöntemlerinden biri codeshare, yani ortak uçuş anlaşmaları.

Basitçe anlatalım.

A Havayolu İstanbul’dan bir noktaya uçuyor. B Havayolu ise oradan A Havayolu’nun uçmadığı başka şehirlere geniş bir ağa sahip.

İki şirket anlaşma yaptığında A Havayolu, B Havayolu’nun gerçekleştirdiği bazı uçuşlara kendi uçuş kodunu koyabiliyor.

Böylece A Havayolu, kendi uçağını göndermediği bir şehri yolcusuna kendi ağı içerisinde sunabiliyor.

Yolcu açısından bakıldığında ise yüzlerce farklı bağlantı tek bir seyahatin parçası haline geliyor.

İşin ilginç tarafı burada.

Dün yolcu kapmak için rekabet ettiğiniz havayolu, bugün sizin yolcunuzu taşıyabiliyor.

Çünkü havacılıkta rekabet kadar iş birliği de para kazandırıyor.

Bir başka görünmeyen dünya: Interline

Codeshare’in yanında yolcunun adını daha az duyduğu bir başka sistem daha bulunuyor: Interline anlaşmaları.

Bu anlaşmalar sayesinde farklı havayollarının uçuşları tek bir seyahat planının içerisinde birleştirilebiliyor.

Örneğin İstanbul’dan başlayan yolculuğunuz Avrupa’da başka bir havayoluyla, oradan da farklı bir şirketle devam edebilir.

Siz bavulunuzu İstanbul’da teslim edersiniz.

Ama bavulunuz sizinle birlikte havayolları, terminaller, yer hizmetleri sistemleri ve ülkeler arasında yolculuk eder.

Bunun arkasında ise biletleme sistemlerinden bagaj etiketlerine, yolcu bilgilerinden bağlantı sürelerine kadar birbirleriyle konuşmak zorunda olan devasa bir altyapı vardır.

Biz yolcular birkaç saniyede boarding kartımızı telefonumuza indirirken arka tarafta dünyanın farklı noktalarındaki sistemler birbirleriyle veri alışverişi yapmaktadır.

Aslında modern havacılığın en büyük başarılarından biri de budur.

Birbirine rakip şirketlerin sistemlerinin gerektiğinde birlikte çalışabilmesi.

İttifaklar neden kuruldu?

Bu iş birliğinin daha büyük ölçeğini ise havayolu ittifaklarında görüyoruz.

Star Alliance, oneworld ve SkyTeam gibi küresel yapılar bunun en bilinen örnekleri.

Bir havayolunun tek başına oluşturamayacağı küresel bağlantı ağı, onlarca havayolunun güçlerini birleştirmesiyle ortaya çıkıyor.

Havayolu kendi ülkesinde güçlü olabilir.

Ancak yolcusunu dünyanın öbür ucundaki küçük bir şehre ulaştırmak istediğinde başka bir taşıyıcının ağına ihtiyaç duyabilir.

Karşılığında o taşıyıcı da kendi yolcusunu sizin ağınıza getirir.

  • Yani aslında yolcu paylaşılır.
  • Network paylaşılır.
  • Salonlar paylaşılabilir.
  • Sadakat programlarının avantajları paylaşılabilir.

Ama şirketler yine de birbirleriyle rekabet etmeye devam eder.

İlk bakışta büyük bir çelişki gibi görünüyor.

Aslında değil.

Çünkü havayollarının sattığı şey sadece koltuk değil

Bence meselenin en önemli noktası burada.

Bir havayolunun sattığı ürünün yalnızca uçaktaki bir koltuk olduğunu düşünürsek bütün bu sistemi anlamakta zorlanırız.

Havayolunun asıl sattığı şey bir noktadan başka bir noktaya ulaşabilme imkânıdır.

Yolcu İstanbul’dan dünyanın uzak bir şehrine gitmek istiyorsa, çoğu zaman o yolculuğun hangi şirketlerin uçaklarıyla gerçekleştirildiğinden önce seyahatin kolaylığına bakıyor.

  • Kaç aktarma yapacağım?
  • Bavulumu tekrar teslim edecek miyim?
  • Tek biletle gidebilecek miyim?
  • Aktarmayı kaçırırsam kim ilgilenecek?
  • Mil kazanabilecek miyim?

İşte havayolları açısından network’ün değeri burada ortaya çıkıyor.

Bir havayolunun filosunda 300 uçak bulunabilir.

Ama yaptığı ortaklıklarla yolcusuna sunduğu uçuş ağı, kendi filosunun ulaşabileceğinden çok daha büyük olabilir.

Bu nedenle bazen iyi bir ortaklık, yeni bir uçak almaktan bile daha değerli olabilir.

Peki bu kadar iş birliği varsa rekabet nerede?

Her yerde.

  • Havayolları yine aynı yolcu için mücadele ediyor.
  • Aynı kurumsal müşteriyi istiyor.
  • Aynı transit yolcuyu kendi hub’ından geçirmek istiyor.
  • Aynı pazarda daha fazla pay almaya çalışıyor.

Ama aynı zamanda şunu da biliyorlar:

  • Dünyanın tamamını tek başınıza taşıyamazsınız.

Havacılığın belki de diğer birçok sektörden ayrıldığı noktalardan biri tam olarak bu.

Rakibiniz, aynı zamanda en önemli iş ortaklarınızdan biri olabilir.

Bugün aynı hatta rekabet ettiğiniz şirketle yarın başka bir kıtada codeshare anlaşması yapabilirsiniz.

Bir pazarda yolcu için mücadele ederken başka bir pazarda birbirinizi besleyebilirsiniz.

Havacılığın matematiği bazen böyledir.

Gökyüzünde rekabet, yerde ortak akıl

Yıllardır havacılık sektörünü takip ederken şunu çok net görüyorum:

Bu sektör yalnızca uçaklardan oluşmuyor.

Arkasında inanılmaz büyüklükte bir iş birliği ağı bulunuyor.

Havayolları, havalimanları, yer hizmetleri şirketleri, rezervasyon sistemleri, hava trafik otoriteleri ve binlerce farklı kuruluş her gün aynı operasyonun küçük bir parçasını tamamlıyor.

Yolcu ise çoğu zaman bütün bunların hiçbirini görmüyor.

Zaten görmemesi de gerekiyor.

Çünkü sistem doğru çalışıyorsa siz İstanbul’da bavulunuzu teslim eder, birkaç uçak değiştirir ve dünyanın öbür ucunda bavulunuzu yeniden alırsınız.

Belki de havacılığın büyüsü biraz burada saklı.

Gökyüzünde birbirleriyle kıyasıya rekabet eden şirketler, konu yolcuyu dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaştırmak olduğunda aynı sistemin parçaları haline geliyor.

Bu yüzden “Bir havayolu neden rakibinin yolcusunu taşır?” sorusunun cevabı aslında oldukça basit:

Çünkü havacılıkta bazen rakibiniz olmadan büyüyemezsiniz.

Ve bana göre gökyüzündeki büyük rekabetin en ilginç tarafı da tam olarak budur.

Editörden

- AJet -spot_imgspot_img

Son Dakika