spot_imgspot_img
11.9 C
İstanbul
Çarşamba, 25 Mart 2026

Yerli uçak deyip montaj hattı kurmuyoruz

spot_imgspot_img

Seçtiklerimiz

Savunma Sanayii Müsteşarı İsmail Demir, Türkiye’nin kendi yolcu uçağına sahip olma projesine, yerli sanayinin maksimum ölçüde katkıda bulunacağını belirterek, "Burada havacılık ve savunmada öne çıkan şirketlerimiz başta olmak üzere irili ufaklı bir dizi şirketimize olanak çıkacak" dedi.

Demir,  yaptığı açıklamada, Türkiye’nin yerli yolcu uçağı projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin bölgesel yolcu uçağı yapmasının bir devlet politikası olarak ortaya çıktığını ve yol haritasında sıfırdan bir tayyare tasarlayıp, uçurmanın hedeflendiğini anlatan Demir, bunun yanında hedefe ulaşma konusunda bir fasıla hamleye gereksinim duyulduğunu söyledi.

Söz konusu fasıla hamlenin, dünyada bilinen, kendini ispatlamış bir modelin Türkiye’de bütün haklarıyla üretilmesi olduğuna işaret eden Demir, Türkiye’de üretim başta olmak üzere başka şartlara yakın duran 4 alternatif üzerinde değerlendirme yapıldığını belirtti.

Proje için havacılık alanında bir KİT oluşturma ya da hususi statülü bir şirket kurma gibi alternatiflerin değerlendirildiğini dile getiren Demir, şöyle konuştu:

"Nihai karar, en müsait model olarak benimsendi. Birkaç parametre mevcut burada. Devletin uçakla ilgili hakimiyetinin kaybolmadığı hususi sektör dinamiğinin işin içine katıldığı bir model. Düşünülen sistemde, nasıl savunma sanayinde bir projeyi yaşama geçirmek üzere belli geliştirme aşamalarına destek verip sonra ürünü sahipleniyorsak, böyle bir model öngörüldü. Yani mahsul ortaya çıkana kadarki süreçte desteklemek fakat bunun karşılığında ürünün tüm haklarını ve üretimini bünyemize almak. Bu da nihai derece makul ve uygulanabilir bir model.

Projeyi bir hususi şirket üstleniyor, biz de destekliyor olacağız. Uygun üretim yerini seçme konusunda çok fazla müdahil olmak istemiyoruz. Projenin hızlı ve dinamik yürümesini öngörüyoruz ve bununla ilgili de hususi sektör karar mekanizmasını çok etkileyecek şekilde davranmak müsait değil. Çünkü biz netice almak istiyoruz. Sonuç alabilecek en iyi yöntemi seçmelerini istiyoruz."

Uçağın üretim merkezinin seçimi

Ankara’nın Kazan ilçesinin, feza ve havacılık ihtisas organize endüstri bölgesine hane sahipliği yapacağını ve bölgede geniş bir ekosistem oluşacağını anlatan Demir, şunları kaydetti:

"Bölge, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii TAI’nin bitişiği. Pist vesaire gibi imkanlar da mevcut. Projede Türk Havacılık ve Uzay Sanayii TAI gibi bir kuruluşumuzun çok mühim rol oynayacağını düşünürsek, bu parametreleri bir araya koyduğumuz Kazan Organize Sanayi Bölgesi en müsait alternatiflerden birisi olarak ortaya çıkıyor fakat yarın derhal kazma vurulup orada işlem başlıyor dersek yüzde 100 doğru olmayabilir.

Başka alternatif de bakabilir şirket ancak Kazan şu anda en müsait alternatiflerden birisi olarak görülüyor. İstanbul tercihi olabilir, orada da belli bir endüstri mevcut."

Devletin doğrudan işin içinde olduğu, uçakla ilgili hakları alıp üretim tesisi kurmasının öngörüldüğü modelin ağırbaşlı bir zaman kaybı yarattığını ifade eden Demir, projenin işleyişine ilişkin şu bilgileri verdi:

"Onun yerine var şirketi, bir hususi şirket satın aldı. Onlar gelip burada yatırım yapmaya gönüllü oldular. Tabiri caizse işin prototipi veya ilk ürünü çıkartma, tamamen orijinal olacak uçağımızın geliştirme projesini verdiğimiz şirket, bu şirket.

Bu durumda şirket uçağı yapıyor olacak, ancak tüm tayyare projelerinde olduğu gibi bir dizi irili ufaklı alt yükleniciyle çalışmaları laf konusu. Bu bir gereklilik. Zaten dünyada çok iyi bilinen tayyare imalatçısı şirketler dahi bir entegratör rolünü oynuyor.

Bu şirket ana yüklenici olarak nihai montajı kendisi yapıyor olsa dahi bir dizi ürününü STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret AŞ ile koordineli şekilde başka alt şirketlere yaptırıyor olacak.

Burada havacılık ve savunmada öne çıkan şirketlerimiz başta olmak üzere irili ufaklı bir dizi şirketimize olanak çıkacak diye bekliyoruz.

Sanayimizin yetkin olmadığı ya da 2-3 senede yetkin olamayacağı alanlar mevcut. O alanlardaki şu anda mecburen yerli olamayabilir fakat sanayimizin yetkin olduğu ve olabileceği tüm alanlarda, hatta sanayimizi destekleyerek de bu uçağa katkıda bulunmalarını sağlayacağız. 2019’da uçağımızı uçurmayı hedefliyoruz. Bu mühim ve gerçekleştirilebilir bir hedef."

"Sertifika problemi olmayacak"

İsmail Demir, Dornier D 328 tipi uçağın haklarının satın alınıp Türkiye’de imal edilmesini içeren proje paketi içinde, Almanya’da uçakların tüm bakım, destek ve dizayn değişikliklerini yapan bir şirketin de bulunduğunu söyledi.

Uçağın hem Avrupa hem de ABD sertifikasına sahip olduğunu ve bu açıdan problemi olmayacağını anlatan Demir, uçakta bazı modernize edilen unsurların da kolayca sertifikalandırılabileceğini ifade etti.

Demir, "İlk tayyare, sertifika farklarını da derhal aşmak üzere Almanya’dan çıkabilir fakat asıl Türk uçağı 2019 yılında Türkiye’den çıkacak. İlk uçaktan sonra Almanya’da artık üretim yapılmayacak" dedi.

Projeye 50 tayyare siparişinin iç olduğunu belirten Demir, bu sayının daha büyük olacağını umduklarını, imalatçı şirketin de buna güvenerek yatırım yaptığını kaydetti.

Tamamen Türk imzalı tayyare için ilk adım olacak

Demir, projede bütün bunların yanında, laf konusu tesislerin kurulup çalışmaya başladığı anda dizaynı, tasarımı Türkiye’ye ait olan, her şeyi Türk imzası taşıyan bir uçağın geliştirilmesi ve tasarımına başlanmasının hedeflendiğini vurguladı.

Projenin maliyetine ilişkin de bilgiler veren İsmail Demir, şöyle konuştu:

"Projenin maliyeti için de var uçağı yine yaşama geçirmek, bunun bütün ekipmanını kurmak ve 50 uçağın fiyatı ve yeni tip uçağımızın geliştirilmesi iç 1,5 milyar dolar civarında bir rakam şu anda öngörülüyor.

Proje bir anlamda maliyet artı yöntemiyle yürütülecek. Şu anda bir fizibilite ve maliyet analizi yapıldı. Bu civarda bir proje öngörünüyor.

Ancak bunu bir firma yapacağı için biz doğrudan bir rakama imza atmak yerine şeffaf şekilde projenin yürütülmesini ve tüm maliyet kalemlerimizin aleni olmasını, bu maliyet kalemleri üzerinden belli bir maliyet artı yöntemiyle fiyatlandırmayı daha müsait gördük ki projenin maliyeti konusunda hem bizlerin, devlet tarafının hem de üretici tarafının içi rahat olsun."

Projede yerli şirket katkısı ile bu süreçte yerli üretimin kalifikasyon ve sertifikalandırılmasının önemine işaret eden eden Demir, şirketlerin belli bir nitelik standardını tutturması, belli bir eğitim ve kalifikasyon süreçlerinin olması gerektiğini söyledi. Demir, "Bahsettiğimiz paranın içinde şirketlerimizi bir şekilde kalifiye hale getirmek de mevcut" dedi.

İnsan kaynağı zenginleşecek

Havacılık sektörünün desteklenmesinin ve bu alanda ortaya çıkacak teknolojik gelişmenin çarpan etkisinin büyük olduğunu vurgulayan Demir, "Uçak yapmış olmak için tayyare yapalım, tayyare yapan ülkeler arasında bizim de ismimiz olsun, şanımız yürüsün diye tayyare yapmaya kalkıyorsak bu dar görüşlülük olur.

Belki harp uçağı alanı biraz daha özgüven, özgürlük ve bağımsızlık anlamında mesaj veriyor fakat ticari alanda ‘şan olsun’ demenin ötesinde şeyler olması gerekiyor. Uçak endüstri, teknoloji hususunda itici kuvvet oluyor.

İkincisi, yaklaşık 1’e 7, 1’e 10 oranında bir ekonomik çarpan etkisi mevcut. Yani havacılığa yaptığınız 1 birim yatırım ekonomiye 7 birim veya 10 birim olarak geri dönüyor" şeklinde konuştu.

Kurulacak tayyare fabrikasında 300 şahıs istihdam edildiğinde ve bunun alt bileşenleri dikkate alındığında 3 bin sahıslık bir istihdamın ortaya çıkacağını ifade eden Demir, bu süreçte kalifiye adam gücü yetiştirilmesi açısından da mühim ara alınacağını belirtti. Demir, şunları kaydetti:

"Bir an evvel genç nüfusumuzu spesifik bir alanda eğitip kaliteli iş çıkartır hale getirmek mühim. Bu projede bunu yaşıyor olacağız. Sivil havacılıkta etkinlik gösteren teknik insanlarımızın teorik olarak bilgisinden ne kadar bahsedersek bahsedelim, kalifiye olabilmeleri, bir tasarıma veya yaptığı işe imza atabilmeleri için belirli deneyim süreleri, karşılamaları gereken belli standartlar mevcut. Bunların bir evvel sağlamanız lazım.

Bu gayret bize zenginleştirilmiş adam kaynağı olarak dönecek. Çeşitli teknolojik alanlarda artık insanımızın eli işe değdiği için yetkinlikler artacak ve buradan bir dizi endüstriye adam kayabileceği gibi bir dizi sanayi de bu alana katkıda bulunabilecek.

Bu mühim bir çarpan. Dünyada ilk 10 iktisat olmaktan bahsediyoruz. İlk 10’da olup da havacılık endüstri gelişmemiş bir ülkeyi gösteremezseniz. Bu bir vizyon projesi. Bu vizyonla bir şeyler yaptıkça hem özgüven kazanmak, işte ulusal gurur…

Bunlar ayrı bir parametre ve kıymetli, ancak başarı, bu başarının da ekonomiye çarpan olarak dönmesi ve buradan dışsatım imkanları sağlayabilmek mühim."

"Montaj hattı kurmuyoruz"

Seçilen uçağın kendini ispatlamış bir model olduğunu ve yapılacak çalışmalarla modernize edileceğini ifade eden Demir, yeni bir tayyare seçimi yapıldığında ise firmaların sadece montaj hattı kurması gibi bir durumla karşı karşıya kalındığını söyledi. Demir, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İkisi farklı şeyler. Biz şu anda montaj hattını kurmuyoruz. Uçağın 15 sene evvel piyasadan kaybolmuş olmasının bir avantajı şu, sadece çizimler hatta bir kısmı kompüteriz ham çizimler mevcut.

Bunları kompüterize etmek, üç boyutluya geçirmek bunlar çok mühim mühendislik tecrübesi kazandıracak, insanımızı bir eylem uçağın kendisiyle tanıştıracak işlemler. Bütün üretim hattını yine kuracaksınız. Alt sistem üretim hatlarınızı kuracaksınız

Tezgahları yine yenileyeceksiniz veya modernize edeceksiniz veya muhtelif vasıta ve gereçleri yeniden tasarlayacaksınız. Bu bir anlamda ana parametreler hazır, detayların bir çoğunu çalışarak ortaya çıkarmanız gereken bir süreç olacak.

Yani birileri getirip size işte bu hattı kurdum, tezgahlar burada, teçhizat burada, isimler burada, bak şöyle monte edeceksin, sök-tak demeyecek ve bu mühim bir deneyim kazandıracak, ayrıca aviyonik ve kuvvet sistemleri gibi bir takım sistemler değiştirilecek, bunların mühendislik çalışmalarını bizim mühendislerimiz yapacak."

Seçilen uçağın hem pervaneli hem jet olarak üretebileceğine dikkati çeken Demir, uçağın çok amaçlı olmasının bir diğer çekici faktör olduğunu dile getirdi. Demir, uçağın pervanelisinin çok kısa ara de inip kalkabildiğini; pervane sınıfında en hızlı, jet sınıfında ise optimum uçaklar arasında bulunduğunu belirtti.

Demir, uçağın askeri alanda kullanabildiğini, ambulans tayyare, VIP, kıyı gözetme, karakol uçağı gibi de değerlendirilebildiğini anlattı.

Küçük şehirler arasındaki ulaşımda da bir model oluşturmak gerektiğine değinen Demir, günde her vakit 55-60 yolcu bulmak konusunda sorunlu yerler olabildiğini, ancak bu uçağın 25 yolcuyla çok fizibil bir uçuş yapabildiğini kaydetti.

Demir, "Artı bizim açılım yaptığımız şu anda Afrika ve Orta Doğu alanlarında veya bilhassa altyapıya çok masraf yapamayacak ülkelerde bir asfalt döküldüğü vakit bu tayyare operasyon yapabilecek nitelikte" dedi.

İlgili Makaleler

- AJet -spot_imgspot_img

Son Dakika