Dünyanın en iyi akrobasi pilotlarının yarıştığı Red Bull Air Race’in ikinci ayağı bu hafta sonu Japonya’da yapılacak. Challenger sınıfında yarışan pilotlardan biri olan Luke Czepiela, geçtiğimiz haftalarda Antalya’da düzenlenen Air Show için Polonya’dan Türkiye’ye akrobasi uçağıyla geldi. Tek kişilik uçakla yaklaşık 2000 km yol kat eden Czepiela, hem yolculuğunu hem de akrobatik pilotluk ile ilgili tecrübelerini anlattı.
Ne zamandır Red Bull Air Race’in içindesin? Ve organizasyona nasıl dahil oldun?
İlk sezonum 2014’tü. En başından beri Red Bull Air Race’e katılmak istedim. 2003’te, ilk Red Bull Air Race düzenlendiğinde İngiltere’de bir uçak mühendisi olarak çalışıyordum ve patronum hava akrobasisiyle, çılgın tarzda uçuşlarla ilgilendiğimi çok iyi biliyordu. İlk Red Bull Air Race İngiltere’ye geldiğinde, Red Bull İngiltere insanları onu izlemeye teşvik etmek için bütün uçuş okullarına DVD’ler gönderiyordu.
Patronum o DVD’lerden birini aldı, izledi ve, “Ahbap, bu senin yapman gereken bir şey” dedi. Böylece kendimi geliştirmek için hava akrobasisi yapmaya başladım. Aslında hava akrobasisi hep aklımdaydı. Ama o zamandan sonra sürekli bir Red Bull Air Race pilotu olmak için çabalamaya başladım. 2009’da, Leh Milli Hava Akrobasisi takımına katıldığımda, yarış pilotlarından biri olabilmek için daha fazla uğraşmaya başladım.
Red Bull Air Race ile temasa geçtim, biraz kılavuzluk aldım. İlk idman kamplarına davet edilmek için ne yapmak gerekir gibi. 2013’te de Teksas’taki Unlimited Şampiyonası’na katıldım ve oldukça iyi bir derece elde ettim. Hava akrobasisi yarışında pilotların ilk yarısı arasına girdim, bu sayede de Red Bull Air Race’in seçme kamplarına davet edildim.
Yarış dünyanın dört bir yanında gerçekleşiyor. En son Abu Dabi’deydin. Takvimde birçok harika konum daha var. İşin lojistik yanını nasıl hallediyorsun? Red Bull Air Race’lerde işler nasıl yürüyor?
Air Race’ler birbirinden çok uzaktaysa, yani farklı kıtalardaysa, mesela şimdi Abu Dabi’den Avrupa’ya döndük. Avrupa’dan da Japonya’ya gidiyoruz, sonra Avrupa’ya bir kez daha döneceğiz. Bu durumlarda uçaklar genelde kargo uçağıyla gönderiliyor. Onları büyük bir palete koyuyor ve büyük bir Boeing 747 Jumbo ile gönderiyoruz.
Ben bir Challenger pilot olduğum için işim çok daha kolay, çünkü Red Bull Air Race’e ait uçaklarla uçuyoruz. Yani Red Bull Air Race’in teknisyenleri uçakları söküyor, sonra yeni yarışın havalimanında tekrar monte ediyor. Master sınıfındaki pilotların işi daha zor, çünkü nakliyeyi kendilerinin yapmaları ve kendi teknisyenlerinin olması gerekiyor.
Ama lojistik olarak devasa bir etkinlik. Sanırım kargolar için kiralanan en az üç 747 var. Müthiş bir lojistik operasyon. Ama yarışlar aynı kıtadaysa, örneğin Avrupa’da birbiri ardına iki yarışımız olduğunda, o zaman uçağı oraya kendimiz uçuruyoruz, ben buraya nasıl geldiysem.
Bir yol haritan var mı? Kariyer hedefin nedir?
Açıkçası master sınıfı bir pilot olmanın açık bir yolu yok. Kesinlikle yapacak çok şey var. Nereden geliyorsun? Ne kadar popüler olabilirsin? Ve tabii ki sponsorun ne kadar iyi? Açık bir yol oluşturmak için çalışıyoruz, bütün diğer motor sporlarında olduğu gibi.
Peki Air Race turnuvasındaki en sevdiğin yer neresi?
Şu ana kadar en sevdiğim konum San Diego oldu, ama geçen haftaki Cannes yarışındaki plajlar da olağanüstü görünüyor. Challenger olarak Cannes yarışına katılmadım. Challenger sınıfında on pilot var, ama her yarışa altı pilot katılıyor, yani her pilot en az iki yarışa katılmıyor ve ben Cannes’a gitmedim. Ama şu ana kadar kesinlikle San Diego en sevdiğim konum oldu. Kaliforniya’yı çok seviyorum. Nişanlımla tatillerde oraya gidiyorum. Oraya defalarca gittik. Diğer güzel yanı da, geçen sene orada ikinci oldum, yani iyi hatıralarım var.,
Sonraki duraklardan hangisi seni daha çok heyecanlandırıyor?
Budapeşte. O en eski yarış. 2003’ten beri Budapeşte’de yarışıyoruz. Çok güzel bir konum. Doğu Macaristanlılarla çalıştım, bu yüzden Budapeşte’ye çok gittim. Geçen yıl orada podyuma da çıktım, bu yıl da birinci olmayı umuyorum.
Antalya’ya geliş hikayeni anlatabilir misin? Uçakla İstanbul’un üzerinden uçmuşsun. Neler gördün? Yolculuğunun en iyi anları nelerdi?
Uçtuğum uçak çok hızlı, ama sadece kısa yarış ayaklarında. Antalya’ya gelmek bin deniz mili ya da 1850 kilometrelik bir yolculuk demek. Uçağımla tek bir seferde uçamayacağım kadar uzun bir mesafe. Bu yüzden Polonya’dan Macaristan’a gittik. Orada gümrükten geçtik. Macaristan’dan Burgaz’a geçtik.
Burgaz’da yakıt ikmali yaptık ve Antalya’ya gelmek için yine gümrük kontrolünden geçtik. Burgaz’dan itibaren çok güzel bir uçuş oldu. Bulgaristan’dan çıktıktan hemen sonra İstanbul’a vardık ve muhteşem manzaralar gördük. İstanbul’daki hava trafik kontrolleri çok iyiydi. Bizi doğrudan Antalya’ya yönlendirdiler.
Manzaralar bir harikaydı. Hem şehrin kendisi, hem de yoldaki dağlar. Çok görkemliler, ama bizim için çok tehlikeli de olabiliyorlar. Tek bir motorumuz var. Bu yüzden